20 Nisan 2026 Pazartesi

2-MORİTANYA

 



MORITANYA

 

Not:1-

Bilet:
1-İstanbul'dan Türk hava yolları ile direk uçuş var.Fiati yüksek.
2-Cenevre, Paris, Madrid,İtalya aktarmalı Tunus, Cezayir veya Fas üzerinden Moritanya'ya uçabilirsiniz.

Eğer  iki aktarmalı  biletleri birlikte alırsanız hem aralarda çok bekliyorsunuz.
Hem de pahalı oluyor.


Ben daha önce gezip çok beğendiğim Tunus'a Cenevre üzerinden bir bilet aldım.8 gün sonrası için Tunus -Moritanya bileti aldım.
Aslında  Cenevre'de bir buçuk saat beklemeli de vardı ama uçak rötar yapabilir diye beş saat beklemeli olanı aldım.Hemde 8 gün ayrıca Tunus'u tekrar gezeceğim.Hem de bilet fiyatını çok uyguna getirebildim.

 2-Eğer daha uygun fiyatla Moritanya’ya gelmek isterseniz ucuz bilet ile Fas’a ucunuz. Buradan Kazablanka veya Marekeş’ten   otobüs ile Batı Sahra’yı geçip Dahkla’ya ulaşınız. Diğer otobüs ile Nouadhubi’ye (3 saat) geliniz.

Tüm bu yolu otostopla geçen  sınırda Litvanyalı erkek turist  ve diğerleri ile tanıştım.

Buradan tren ile Choum'a gelip otobüs ile Atar’a ulaşabilirsiniz.

2-



 

ÜLKEYE GİRİŞ

Havaalanında girişte  otel adresi ve otelin telefonunu istiyorlar.

Uçakta en  çok kadınların hepsinde el çantaları olması dikkatimi çekti.

 

Havaalanı yeniydi ama tuvaletlerdeki muslukların çoğunun başları kırılıp kenara atılmıştı.

Hava alanı, şehre 30 km uzakta Sadece taksi var. Şehre giderken “Route Nouadhibou” yolu üzerinde sırasıyla sağda 

 -Türkiye isimli market ve restoran, Türk kafe(Yolun karşı tarafında),Turkuaz Türk restorandı ve biraz ilerisinde  Şehit Furkan Akyol Kampüsü(Türk Maarif okulu ”var.  Ben okulu görür görmez indim. Mudur Ali Bey, sağ olsun özellikle vizeler konusunda bana yardımcı oldu ve ilgilendi.

 

Birde bu yolu kesen İman otelinin üzerinde olduğu işlek cadde  üzerinde güzel binalar var.

 

YÖNETIM 

 

 Resmi ismi” Moritanya İslam Cumhuriyeti” olan Moritania (Moritanya)nın   Topraklarının yüzde 98’lik bölümü çöldür

 

 Yüzölçümü yaklaşık 1.03 milyon kilometrekare olan ülke, Afrika’nın 11. dünyanın en  29’uncu  en büyük ülkesidir..

 

Nüfusu, resmi olarak  4 milyon ama normalde 5.5 milyonmuş.

 

KISA KISA

 

-Düzgün giyimli insanlar bile dileniyor.

 

-Yerde halinin üstünde veya incecik yataklarda yatıyorlar.

 

-Çölde hiç yeşilliği olmayan, meyve ve sebze yetişmeyen bu ülkede rüzgarlı olduğundan çölde rüzgar gülleri, ve direklerin üzerine yerleştirilen güneş panellerinden elektrik üretmeleri taktir edilecek bir durum.

Ayrıca yollar dümdüz olsa da çölün içine kadar yol yaparak yerleşimler kurmalarını da alkışlamak gerekir. Ama çevreyi bu kadar kirletmelerine üzüldüm. Yine hasta haneleri, okulları binaları da

Afrika’ya göre fena değildi

 

--Aslında pahalı bir ülke. Para değeri aynı olduğundan fiyatlar, neredeyse bizimle aynı .Ama maaşlar daha düşük. Şehir içi ve şehirler arası ulaşım aynı fiyat gibi ama araçlar resmen dökülüyor.

 

-Sige: bir tarafı renkli islemeli olan çubuklar yere atılarak ne kadar  işlemeli taraf üst tarafa gelirse dikdörtgen şeklinde ki yine işlemeli kutudaki deliklere saplanmış çöplerin yerlerini değiştiriyorlar.

 

-Large: Kuran yazılan yerel tahtalar. 

 

-Bu ülkede güneşin batısı ve doğusu farklı.Tüm. Gökyüzü kırmızıdan turuncuya doğru parlak renge bürünüyor.

 

-Şehirler aradı yollarda çok. Kontrol var. Genelde güvenli ülke 

 

-Ülkede genelde balıkçılıkla uğraşan  hatırı sayılır Türk yaşıyor. Yolda yürürken diğer bir Türk ile alış veriş ile ilgili tartışma duydum. Beyefendi, buradan Türkiye'ye balık ihracatı yapıyormuş.

 

-Genelde evlerde musluklardan su akmıyor. Ülkede su sıkıntısı var. Alt katlarda ki musluklardan çok az gelen  suyu kovalarda biriktirerek kullanıyorlar. Evlerde alafranga tuvalet ve tahret musluğu var ama şu gelmediğinden pek kullanamıyorlar. O nedenle renkli naylon bizim caydanliklara koydukları su ile taharet alıyorlar.

 

-Eczanelerde doktor var. Muayene edip ilaç yazıyor.

 

--Ülkede muz dahil, genelde sebze ve meyveler Fas veya İspanya’dan geldiğinden pahalı. Çay için naneyi yetiştiriyorlar.

 

-Peynir yapmıyorlar. Hazır üçgen peynir yiyorlar.

 

-Kadınlar memeleri didarda çocuk emdiriyorlardı.

 

-Eskiden tatil Cumaymış ama artık Cumartesi ve Pazar.

 

-Otel fiyatı 30 Dolardan başlıyor Ama Nouakchott’ta Turk okuluna yakın Semira hotel ücreti 500 TL imiş.

 

 

-Evlerde ki düzgün ve ağır taslar su olmadığı zamanlarda ki gibi abdest almak için kullanılıyor.

 

-Elektrik kesildiğinden power bank kullanıyorlar.

 

-Çölde elektrik için ayrıca direklerin tepesine yerleştirdikleri güneş panellerinden de takviye alıyorlar.

 

- Erkekleri, Mısırlı  erkekler gibi yılışık değil.

 

-Yemeklerini çok rahat paylaşıyorlar. Yemek yerken hemen davet ediyorlar.

 

- Buradakiler de Televizyondan ve  Youtube’den Türk dizileri izliyor. Túrkce öğrenen bile vardı.

 

-Zaten Türk üniversitelerinde eğitim almış Moritanyalı gençlere rastladım.

 

- Keçiler, yeşillik bulamadıklarından kağıtlardan veya çöplüklerden  besleniyorlardı.

 

-Çok az kedi ve köpek gördüm.

 

.- Buldukları pis yerde bile bir şey örtmede namaz kılıyorlar.

 

-Ülkede demir, altın ve petrol yatakları var.

 

KOMŞULARI

 

Batı Afrika’da yer alan Moritanya’nın

batısında Atlas(Atlantik) Okyanusu, güneybatısında da Senegal, güneydoğusunda  ve doğusunda Mali, kuzeydoğusunda  Cezayir, kuzeyinde de ise Batı Sahra  vardır.

 

IKLİM

 

 Moritanya’nın iklimi genellikle kurak ve sıcaktır. Ülkenin büyük bir kısmı Sahra Çölü’nün etkisi altında olduğundan yaz aylarında sıcaklık çok yüksektir.

 

ancak güneyde daha ılıman bir iklim görülür.

 

Ülkeyi gezmek için en uygun  Aralık ile Nisan arası olan  kuru mevsimdir. Bu dönemde yağış miktarı düşer ve sıcaklık daha ılıman  olduğundan daha rahat gezebilir, aktivitelere katılabilirsiniz.

 

ULAŞIM

 

Moritanya’ya hava yoluyla, kara yoluyla veya deniz yoluyla ulaşılabilir.

 

 Hava Yoluyla:

 

Moritanya’ya  Nouakchott Uluslararası Hava limanda uluslararası ve yerel havayollarının uçuşları vardır.

 

Özellikle Senegal ve Fas gibi komşu ülkelerden otobüs ile Moritanya’ya seyahat edilebilir.

 

Atlas Okyanusu kıyısında yer alan Moritanya’ya deniz yoluyla da ulaşmak da mümkündür. Ama genellikle ticari gemiler veya özel yatlar tarafından kullanılır.

 

Şehirler arası dolmuş: var ama çok uzun sürüyor .Çok konforsuz. Ama sistem olmayan bu ülkede, dolmuşlarda koltuk sayısı kadar yolcu alınabiliyor. Fazlası yasak

 

Hele erkek gezginseniz gideceğiniz yerin yoluna çıkıp geçen jelleri durdurup gideceğiniz yer için ücrette anlaşıp gidiniz.

 

DİL

 

 Moritanya’nın resmi dili Arapçadır .Ancak, bunlar Arapçadan türemiş ve Arapçaya az  benzeyen ”Hasaniya Moritanya dilini kullanıyorlar.

Fransızca da yaygın olarak kullanılıyor. Orta eğitimde eğitim çoğunlukla Arapça ama Üniversitede  de çoğunlukla Fransızca eğitim var. 

 

Genelde Afrika'da, herkes kabilesinin dilini, kendilerini sömüren ülkenin dilini(Fransızca(, birde resmi dillerini bildiklerinden bir başka yabancı dili öğrenmeleri kolay oluyormuş. Türk okulunda   ,Türkiye de okumuş Moritanyalı öğrencilerin aksansız  Türkçe konuşmalarının sırrı buymuş.

Birde bana sürekli ‘Neden Fransızca bilmiyorsun? diye sordular .Bunlar, kendileri gibi tüm ülkelerin Fransızca bildiklerini düşünüyorlar. Onlara ”Bizi sömürmeye gelen ülkelerle  liderimiz Atatürk sayesinde savaşarak kovduk” dedim

Atam sağ olsun.

Yine “Siz Arap değil misiniz?” diye sordular. Tüm Müslümanların Arap olduklarını düşünüyorlar.

 

DIN

 

Müslüman ülke. Burada da her tarafta yüksek sesle kuran olunduğunu duyacaksınız.

Fakat bunlar “Maliki” olduklarından erkekler  kadına dokunmuyorlar.El sıkışmıyorlar.

 

PARA

not: Eski parada ki bir sıfırı atmışlar. Bazen bir şeyin fiyatını sorduğumda eski paradan söylediklerinden bana çok pahalı geliyordu. Siz de yanılmayınız.

1dolar=39.57(40 ) Ugiya

 

1 Ugiya(Yeni adı MRU)= 1,0669(Türk parası ile ayni)

 

Öğretmen maaşı, öğretmenin branşına ve devlet ve özel okul olmasına göre 250-700 Dolar arası değisiyor.

Dışardan gelen ürünlerin fiyatı çok pahalıydı Örneğin manavda

Küçük daha kızarmamış domatesin fiyatı 40 U. Muzun kilosu 70 U(Ama çok tatsızdı.),bizim ekmekler kadar gramajı olan ekmek 10 U(Bizimkilerden daha kaliteli)

Kredi kartı  büyük hotel vb. gibi çok az yerde geçerli.

 

Yaşam ve Yerel giysiler:

 

-Kadınların daha güçlü olduğu söyleniyor. Evde çok yemek yapmadıklarını, çok geç kalktıklarını((Bu ,kesinlikle doğru),tüm gün televizyon izlediklerini söylediler. Birde kıçlarının üzerine oturmuyorlar. Tanımadıkları erkeklerin yanında  bile hep uzanıyorlar. Daha da şaşırdığım; eve gelen komşu veya arkadaş dedikleri erkek de hemen uzanıyor.

 

-Asla mezheplerin gereği  kadınların eli sıkmıyorlar ama parayı verene kadar olduğu söylendi. Gerçekten çok rahatlar. Kadınlar her tarafta çalışabiliyorlar. Erkeklerle  konuşurken de çok rahatlar. Kaç göç yok.

 

-Ülkedeki tüm kadınlar kapalı. Sadece koyu renkli olanların çok azı kapalı değilmiş. Ben bir tanesine rastladım.

 

-Kırsalın, çok fakir olduğu söyleniyor .Ama çölde bu denli yerleşimleri kurmaları az bir iş değil.

 

Şehir merkezinde taksiler dahil resmen hurda gibiler. Bunların yanında çok Jeepler de var. Ülkede gelir dağılımının nasıl  olduğunu anlatıyor.

 

-Genelde insanlar, yardımsever. Yemeklerini çok rahat paylaşıyorlar. Hemen davet ediyorlar.

-Sadece tüm Afrika’da olduğu gibi 

“merak etme, problem yok “ diyorlarsa anla ki problem var.

 

-Verdikleri sözü gözünüzün içine baka baka değiştirebiliyorlar.

 

-Çok yavaşlar .Bize “Türkler sinirli “demelerinde haklılar. Bu. kadar zaman mefhumları  olmayanları, Türkler boğazlar .Gerçi, Avrupalılar da bizi güvensiz buluyorlar.

 

-Genelde Moritanyalılar, Kuzey Afrika ülke insanları gibi siyahi değiller. Özellikle Arap kökenli olanlar, bizdeki esmer vatandaşlar kadar .Ama ülkede, diğer Afrika ülkelerinden gelenler siyahi. 

 

-Bu ülkede de apartman olmadığından yerleşimler geniş alana yayılmış.

 

-Öksürüğüm geçmeyince Nouakchott’ta  İbni Sina adlı özel hasta hanesine gittim. Şok geçirdim. Sokaklarında ki çöpten yürünemeyen bu ülkede para nelere kadir olmuş. Bizdeki özel hasta hanelerden hiç bir farkı yok. Sabahleyin köpüklü  deterjanla hasta hane pırıl pırıl yıkandı.

 

-Daha sonra öksürüğüm için devlet hasta hanesine gittim. Tabii ki çok bakımlı değildi ama

beklediğimden daha iyiydi. Doktor çok ilgilendi. Bir ilaç vermek için belki beş kere bir yerlere gidip tekrar doktorun yanına geldik.En sonunda benim röntgenini çekmek istediler. Sinirlenip tıp öğrencisi ile dışarı çıktım. Çünkü kalacağım guest house’nin sahibi ile buluşup birlikte gidecektik.  En az, bir buçuk saat boş yere bekletildim. Burada işler yavaş  ilerliyor maalesef.

Tıp öğrencisine telefonumu verip misafir edebileceğimi söylemeyi de ihmal etmedim.

 

-Bir de Nouakchott’ta okul ziyaret etmek istediğimde nedense müfettiş izin vermedi .Beni bir başka devlet ilk okuluna araçla götürdüler. Kaç kere sorduysam ”seni aldığımız yere bırakacağız” dediler ama okul gezisinden sonra sanki o sözleri onlar vermemiş gibi gidebileceğimi söylediler. Onlara taksi ile beni aldıkları yere göndermelerini meta zoruyla yaptırdım. Sözünü tutmayanlara tahammülüm yok.

 Çok geniş alanda farklı okul binaları  iyiydi. Ama içine girince yine dökük ve kirliydi.

Sınıflarda 45-55 öğrenci karışık oturuyorlardı. Ama kızlarla kızlar, erkeklerle erkekler oturuyordu. Farklı renklerde, farklı renkli kıyafetlerle çok sevimliydiler. Birçoğu hemen gelip bana sarıldılar. Bazı kız öğrencilerin kafaları bağlıydı.

Sınıflarda genelde kara tahta ve tebeşir kullanılıyordu. Okulun bahçesi ise tamamen çöl kumu ile dolmuştu. Sadece birkaç büyük ağaç vardı.

 

-Birde üniversiteye gideyim dedim. Otobüsle gittim. Otobüsün yarısı erkek öğrencilere diğer yarısı kız öğrencilere ayrılmıştı. Burada ki fakülte binaları, yine dışardan gayet düzgündü ama içleri kirli ve bakımsızdı. Tüm kız öğrenciler yine  baştan aşağı kapanmışlardı. Ben bir kaç fakülteden sonra tıp fakültesine gittim. Bizim lisede ki gibi bir sınıfta dört kız öğrenci oturuyordu. Sınıfta her tarafa yediklerinin kutu ve poşetlerini  atmışlardı. Zaten Üniversiteye girerken duvar dipleri full ezilmiş pet şişeler  ve çöplerle doluydu. Dönerken bu çöplerin üzerine oturmuş öğrencileri gördüm. Kızlarla sohbet ederken Türkçe bildiklerini fark ettim. Dizilerden öğrenmişler. Bir tanesi ise peçe takmıştı.

sınıflarda bir erkek öğrenci ile eğer arada boşluk olursa oturduklarını söylediler Konu Müslüman ülkelere gelince “Bir erkeğin dört kadınla evli olmasını normal karşılıyor musunuz?” diye sorduğumda ki doktor olacak kız öğrenci “Dinimiz emrediyor” deyince alnımı tokatlanmaya başladım .

Dönüşte otobüs durur durmaz tüm öğrenciler birbirini ezerek yer kapmaya çalıştılar. Arkadaşı için çanta konulan yere aynı anda iki kişi oturduk .Neyse ki önceliği bana verdiler. Tüm kızlar, otobüste bağdaş kurarak pis yere oturdular.Bu arada tam karşımda duran peçeli kız, son anda Türk olduğumu öğrenince heyecanlandı. Gazne ‘den Türkiye'ye gelerek İmam Hatip lisesinde okumuş. Türkiye’yi çok seviyor .Burada babasının işi dolaysı ile bulunuyorlarmış. burada, Türkiye'ye gelenler Türklerin koktuğunu söylediklerinde karşı çıktığını söyledi. Doğruysa “Pes”

 

-Benim kaldığım aile iki erkek  kardeş, eşleri ve çocukları ile 15 kişi üç katlı apartmanda yaşıyorlardı. İlk kattaki mutfak olarak kullanılıyor. İkinci katta televizyonlu odada pişen yemekler yenip ,üzerine çay içiyorlardı. Ayrıca misafirler için üç tarafında koltuk olan misafir odası vardı. Komşular misafir geldi. Bizdeki gibi ikramlar yapıldı. Yalniz çok gürültülü konuştular.

 

Üçüncü katta ise yatak odaları ve kendirlerin oturduğu  büyük oturma salonu vardı.

 

Bana özel oda verdiler. Ama Tunus treninde çok üşüttüğümden neredeyse odamda hep yattım. Ilaç alarak bile zor iyileştim.

 

Evin  bazı odaları ,sıcağa karşı yarıya kadar fayans ile kaplanmıştı.

 

-Yemeklerini üstü kapalı geniş metal tencerede getirip elleri ile yiyorlar. Pilavı avuçların içinde   iyice ezerek  ve döndürerek yuvarlayıp ağızlarına atmaları daha kolay oluyor. Ekmek yerine kullanıyorlar. Yemek sonrası ellerine çevirerek  tüm yağı yalıyorlar. Sonra sabun kullanmadan sadece getirilen ibrik ve leğen yardımı ile sadece su ile yıkıyorlar. Sonra ellerini sofra bezine, baş örtüleri ne veya üzerlerinde silerek kurutuyorlar.

 

-Kaldığım evin yakınındaki yemek satan  dükkana bakmaya gittim. Pislik akıl alır gibi değildi. Bulaşıkları yıkadıkları suyu, hayal bile edemezsiniz. Bunu gördükten sonra dışarıda daha iyi yerlerde karnımı doyurmaya çalıştım.

 

-Yine buradan yakın yerel pazara gittim. Sebzeler ithal edildiğinden, çok azdı. Üç küçük domatesi naylonla poşetlemiş satıyorlardı. Bizim marketlerde ve satılan iri kırmızı ve sarı biberi parçalayarak satıyorlardı ama yeşil sineklerden görünmüyordu. Bunun gibi kabak, balık hemen hemen her şeyin üzeri sinekle kaplıydı.

 

-Giysiler dışardan gelen ikinci el olduğundan güzel giyiniyorlar.

 

Giysiler

 

Milhafe : Kadınlar için kıyafetleri üzerine dikdörtgen seklindeki 5 metrelik desenli kumaş tüm vücutlarını ve başlarını kapatacak şekilde sarılarak giyiliyor .

 

Rob: Kadınların ,dantelli  ve parlak kumaşlarla karışık diktirdikleri uzun renkli  tunik ve şalvar.

Başlarını da içindeki kumaşların biri ile çok şık kapatıyorlar. Bu giysileri çok hoşuma gitti.

 

 Daarâ :erkeklerin lyçne giysilerin üzerine giydikleri beyaz veya açık mavi renkte,8-10 metre dikdörtgen kumaşı ikiye katlayıp sadece kollarının geçeceği yeri bırakıp iki taraftan dikiyorlar. Önlerindeki cebin üzerinde ve aynı kumaştan pantolon paçalarına da sarı simli işlemeler var. Sıcaklarda kollarından sarkan kumaşı katlayarak omuzlarına yerleştiriyorlar. Bana çok kullanışsız geldi. Ama ufak tefek adamlar bile bu  giysi içinde Roma imparatorlarına benziyorlar.

Bazı erkekler ise özellikle cuma namazına giderken pantolon ve aynı kumaştan temiz tunik giyiyorlar.

 

Hawli: Erkeklerin  ağızlarını da kapatacak(Çöl kumuna karşı) başlarına sarık gibi sardıkları genellikle beyaz  dikdörgen bez.

 

Festival ve Etkinlikler:

 

 Moritanya’da Aralık(Çöl kadabalarinda) ile Nisan ayları arasında çeşitli festival ve etkinlikler düzenlenir. 

 

Moritanya Gece Hayatı

 

Moritanya’da gece hayatı genellikle canlı müzik mekanları, gece kulüpleri ve barlar olarak .

 

YEMEK

 

Moritanya mutfağı, genellikle deniz ürünleri, et, sebzeler ve baharatlarla harman edilerek servis edilir. Acıyı fazla kullanıyorlar.

 

 Moritanya’da mutfak kültüründe Arap  etkisi vardır. Yerel halkın en sık tükettiği yiyecekler arasındaysa kırmızı et, pilav ve kuskus bulunuyor.

Yemekleri ,margarinle pişirilmesine  rağmen bana çok lezzetli ,doyurucu ve vitaminli geldi. 

 

Couscous:

Tum kuzey Afrika'da olduğu gibi couscous, ince irmikten yapılan bir yemektir. Genellikle sebzeler, et ve baharatlarla servis edilir.

 

Thieboudienne(Ulusal yemek):

 

Balık, pirinç, sebzeler ve baharatların birleşiminden oluşan bu yemek, genellikle özel günlerde ve kutlamalarda tüketilir.

 

Yassa: Pirinç pilavının üzerine, alık, yağda kavrulmuş soğan, limon ile servis ediyorlar. Çok lezzetliydi.

 

Haricot: Kuru fasulye, parça et ile yapılan susuz yemek. İnanılmaz lezzetliydi. Ekmekle servis ediliyor.

 

Nambé: Bulgur pilavı üstünde acı biber, havuç, tatlı patates ,balık vb.

 

Mbakhal: Pirinç pilavının üzerine balık, haşlanmış kabak, lahana ,havuç ,tatlı patates, erik, limon koyup servis yapılıyor. Çok lezzetliydi.

 

Chermoula sosu:

 

deniz ürünlerinin marine edilmiş ve baharatlarla tatlandırılmış sostur. Balık, karides veya kalamar gibi deniz ürünleri chermoula sosunda pişirilir.

 

Meshwi:

 

Genellikle kuzu, dana veya tavuk eti, baharatlarla marine edilir ve ardından ızgarada pişirilen et yemeğidir.

 

Mbakiya:

 

Et (genellikle kuzu veya dana eti), patates, havuç, kabak ve diğer sebzelerle birlikte pişirilir ve baharatlarla tatlandılar sebzeli et yemeğidir.

 

-Maro dyouke : Pirinç pilavı üstüne haşlanmış tavuk, havuç, patates, biber ,limon vb. konularak servis ediliyor. Lezzetliydi.

 

Ataî çayı( Tea Touareg)

Yemekten hemen sonra geleneksel çaylarını içiyorlar.

 

Çin yeşil  çayı içinde Moritanya nanesi ve şeker konuluyor. Kaynadıktan sonra bardaktan bardağa yüksekten akıtılarak köpürtülüyor. Köpükleri küçük kalın cam bardaklara paylaştırıyorlar. Ne kadar köpüklü, o kadar iyi. Üzerine koydukları çay, köpüğün altında kalıyor.

İki - üç yudumluk. Bu çayın uyarıcı etkisi varmış .

-Gedha: Ayranimsi bir içecek. Pek sevemedim.



GEZI

 

Sahra Çölü’nün  ortasında yer alan bu farklı  ülkede gün doğumu ve  gün batımını  birçok farklı tonlarla çok güzel görünüyor.

 

Bu ülkede, Sahra çölünün, Ortaçağ medeniyetlerinden kalma eski kentler, kayalara oyulmuş ve terk edilmiş  mağaraları, Tuareg kültürünü görebilirsinuz.

 

NUAKŞOT(Başkent)

 

Eski bir balıkçı kasabası olan Moritanya’nın başkenti olan Nuakşot,( Novakşot – Nouakchott). İsmi Rüzgârlı yer anlamına gelir. şehir, yılın her mevsiminde rüzgârlı havanın etkisi  olduğundan Sahra Çölü’nden gelen çöl kumlarına karşı tedbirli olunması gerekir.

 

Ulaşım

Genelde üniversiteye doğru  ve şehrin bazı bölgelerine giden  belediye otobüsleri var.

 

-Sarı taksilerin yanında 190 model eski Mercedes v.b  araçlarda paylaşımlı taksi olarak kullaniliyor. Ayni yöne giden yolcular kişi başı 10-20 U ödeyerek gidiyorlar.

-Tuktuk

 

1- Marché Capitale(Marş Kapital)(Şehir  ve alışverişin merkezi)

 

Nouakchott Pazarları: 

 

Gezi kitaplarda yazıldığı gibi dünyaca ünlü olmasalar da ilginç sayılır.

 

Şehrin her tarafında  giyecek, yiyecek,vb. açık pazarları bulabilirsiniz.

 

pazarlarda, geleneksel el sanatları, deri ürünleri, takılar ve diğer hediyelik eşyaları bulabilirsiniz. 

 

 A-Grand Market(Madina)

Gezi kitapları,

“Nuakşot’ın, alışveriş için gidilebilecek en ünlü yerlerden biri olan Grand Market, ülkeye özgü el emeği ürünlerin, çeşitli gıda ürünlerinin ve geleneksel giysilerin satıldığı büyük ama ekonomik bir yer” deselerde asla inanmayınız.

aklınıza gelebilecek giysi, yiyecek, alet ,edevat her şeyin  yolun iki tarafındaki dükkanlarda  ve el tezgahlarında satıldığı çarşı.çöp yığınları, kokusuna dayanamayacağınız akmayan  ve simsiyah artık suların  olduğu cadde üzerinde kurulmuş.

 

yol üstünde gördüğüm ”Türkiye dükkânında ki en adi kalitede ki tişört 500 TL idi.

 

B- Ulusal Muze

Hafta sonu kapalı. Resmi misafirleri gezdiriyorlarmış. Beni almadılar ama ısrar edince gezebildim.

 

Diğer günler 9-17 arası açık. Giriş 50 U. 

 

Ülkede yapılan kazı çalışmalarından çıkarılan arkeolojik eserlerin ve etnografık koleksiyonlar sergileniyor. Görülecek fazla bir şey yok ama olanlar ilginç.

 

Root of marsa : Genelde elciliklerin olduğu temiz sayılan geniş cadde üzerinde

 

 2-İbn Abbas Camii

 

1963 yılında Suudi Arabistan tarafından sağlanan destekle inşa edildiği için de Suudi Camii olarak da anılıyor.

 

Yürüme mesafesinde 

 

Area of freedom meydanında 

 

3-Masgid Saudi : 2000 kişilik bu içi çok güze olan  caminin ahşap kapıları resmen kırık döküktü.

 

Yanında ki medresenin kapı ve duvarların rengi kirden belli değildi. Hoca eşliğinde kuran öğrenen öğrencilerinin bazıları ahşap üzerinde yazılmış kuranı okuyorlardı.

 

4-Sixima Market(Marché Sixième). Balık Pazarı)

 

Taksi ile gidebilirsiniz.

 

Deniz kenarında ki  bu markette Atlas Okyanusunda  balıkçıların yakaladığı deniz mahsullerinin satıldığı bir organik balık pazar.

 

Ama  balık ve  ve artık suların kokusundan gezmek zor. Çok zengin balık çeşidi vardı. Dört tane denizimiz olmasına rağmen pahalılıktan  balık yiyemeyen  ülkemi düşününce imrendim.

 

Hemen aşağısında ki okyanusta balık tekneleri sıralanmıştı. Gelen teknede ki çuvallara doldurulmuş taze balıklar hemen kapışılıyordu. Bana burada kadınlarında erkeklerle birlikte çalışması ilginç geldi. Ve hoşuma gitti.

 

5- Nouakchott Plajları

 

Başkent Nouakchott’un sahil şeridi, beyaz kumlu plajları ve berrak deniziyle ünlüdür. Sahilde yürüyüş yapmak, güneşlenmek veya deniz kenarında lezzetli deniz ürünleri yemek için ideal bir seçenek diye yazılsa a inanmayınız 

 

 -Plage de Pecheurs

 

Atlas Okyanusu kıyısında bulunan Plage de Pecheurs (Pecheurs Plajı), İnce kumları, temiz suları ve günbatımı manzarasıyla görülebilir.

 

6-Maaden El-Irvane – Sufiliğe Açılan Bir Bahçe. Burayı kime sorduysam bilemedi. Aslında çok gitmek isterdim.

 

Nouakchott yakınlarında kurulan bu topluluk; cinsiyet eşitliği, organik tarım ve sürdürülebilir yaşam pratiklerine odaklanmış Sufi bir yerleşimdir. Kahverengi toprak arzisinde eşitlikçi bir yaşam modeli sunar.

 

 ÇÖL KASABALARINA GÍTMEK:

 

Nuakşot---Atar(438 km,6 saat)

 

ATAR

Nouakchtt 

merkezden 3 km ileride BMD’den otobüsle

Karfour Ittihadiye terminaline gidiniz. (Oldukça uzak). Sabah 8 ve öğleden sonra 15’de doldukça giden dolmuş kalkıyor deseler de ben 11 de dolmuş buldum .700 U .Ama üç saat geç kalktı. Tepeye yüklenen yükü söylesem inanmazsınız .En tepeye de başı dışarıda ,çuval içinde keçileri koydular. Oturduğum koltun resmen kırıktı. Katlığım zaman devriliyordu. Arada geçilecek küçük yer için bile daracık kazık gibi yaptıkları sandalye koyup yolcu oturtular. Bu arada kadınlar birlikte aynı koltuğu paylaştılar ama benim yanıma erkek oturmasını normal buldular!

Yol boyu yolun iki tarafı da çöldü. Çok zor bir yaşam. Aralarda çadırda kalanlarda vardı. Deve ve keçi yetiştiriyorlar. Sadece seyrek kısa boylu yeşillikler vardı. Ama yol gayet düzgün asfaltı. Yerleşimlerin  çevresinde büyük kum tepeleri oluşmuştu. Kalın muşambadan devasa şu tankerleri kullanıyorlardı. Elektriği de güneş panellerinden sağlıyorlardı.

 

George Depardieu ve Sophie Marceau’nun ünlü Fort Sagane filmi, bu bölgede çekilmiş.

 

438 kilometrelik yolu, tam 9 saatte gidebildik. Büyük bir çadırın içinde yemek molası verildi. Kadın ve erkekler farklı yerlerde oturdular. Neyse burada, yemekten sonra ellerini sabunladılar. Hemen çaylar içildi. Hepsi yan devrildiler. Burada Kadınlar kapalı ama aslında fazla kaç göç yok. Kadınların kıçlarını devirerek uzanması, bana  seksi geldi. Kültür  böyle bir şey. Yol boyu ara ara neden beklediğimiz bilemedim. Kötü ve gergin bir yolculuk geçirdim. Bu kadar ağır kanlılık olur. Festival nedeni ile iki kere kısa kontrolden geçtik. Bu yolculuktan sonra asla dolmuş kullanmamaya söz verdim.

 

TERJİT (Terjit) 

 

Atar’a 30 km kala 

12 km içeride.(Geçen araç bulabiliyorsunuz.)Eğer Nouakchott’tan geliyorsanız erkenden yola çıkarsanız burayı gezip sonra Atar’a gidebilirsiniz.

500 nüfuslu küçük bir yerleşim. Burada çatısı sivri ve sazlarla kaplı küçük evler göreceksiniz. Bazıların yuvarlak gövdesi de sazdan, bazılarının taştan , bazılarında sıvanmış .Aralarda da Mağribi çadırları kurulmuş

 

Terjit Oazisi:

Su kaynağı, Köyden 1 km ileride. Giriş 200 U.

Kahvaltı,200 U.wife 100 U. Hatırladığım  kadar da öğle ve akşam yemekleri 300 U. Bir gece yatma ücreti ise 300 U. Asla değmez. Sahipleri giriş ücreti ödemediğimden  bir foto çekmeme bile izin vermediler.

Gezi yazılarında burası için 

 “Bu vaha, palmiyeler, doğal kaynak ve serin ortamıyla çölün tam ortasında turkuaz renkli doğal kaynak sularının oluşturduğu bir manzara sunuyor” deşelerse de tam tersi.Bu kadar abartma yalana giriyor artık.

Sadece kayaların altında değil yüzmek sadece ayaklarınız sokabileceğiniz normal su akıntısı ve yol üstünde  küçük bir şelalesi var. Cevrede de hurma ağaçları var.

bu yerleşimde kalabileceğiniz kamp alanları da var.

Bana göre gitmeye bile değmez.

Direk Atar’a gidiniz.






Burada

Vallée Blanche (Beyaz Vadi) kumulları, Tezent Kanyonu ve sayısız vaha (Azouega, Tanouchert, Terjit, Mhairet...) arasında ilerleyip killi ovalar ve kum tepelerinin renkli ve sürekli değişen manzaralarını görerek Chinguetti’ye de bu yoldan varabilirsiniz.

 

Eğer buradan 40 km daha devam ederseniz

 

TENOUCHERT 

 Herour geçidi yolu ile Tenoucher Vahası’na ulaşabilirsiniz. Köyde göçebe sahra halkını, kadın kooperatiflerini görebilirsiniz.

 

AZOUGUIt

Fas’ta hüküm süren Muvahhid hareketinin başlangıç noktalarından biri. 

 

ATAR

 

Kuzeybatı Moritanya’da kurulan ve Adrar Bölgesi’nin başkenti ve Adrar yaylalarına açılan kapı olan Atar, çarşıları, geleneksel el sanatları ve çevre gezilerin başlangıç noktası olarak önemli bir konuma sahip.

şehirde, sıcak çöl ikliminin etkisiyle hava sıcaklıkları 30-35 dereceleri bulabiliyor. yaklaşık 25 bin kişi yaşıyor. Şehrin girişi oldukça modern görünüyor ama iç kesimler

mavi pencere ve kapılı, toprak renkli evleri ile çok geleneksel. Sabah kalktığımda ışınlandığımı düşündüm. avlunun çevresinde odalar var. ortadaki büyük çadır ise oturma yeri olarak kullanılıyor. Geniş bir alana yayılmış.

 cami, çarşıları gezebilirsiniz. şehrin kendine ait bir havaalanı da bulunuyor.

 

Çöl kasabalarina gitmek:

Önemli:

Çölün bu bölümünde  irili ufaklı kaya ve taşlar olduğundan çok kasabalarında evler hep kaya parçalarından yapılmış.

Bu bölgedeki Çöl kasabalarına halk hep jeep ile gidiyor. Sadece bir iki normal araç gördüm.

O nedenle hemen bir turist gördüklerinde bu bölgede araç kiralamanızı söyleyecekler. İki günlük araç kirası da 700 Euro .Hiç gerek yok. Gideceğiniz kasaba yoluna çıkınız. geçen çok jeep göreceksiniz. Çok daha uygun fiyat ile gedebilirsiniz.



FESTIVAL

Her yıl 19 Aralık'ta başlayıp dört gün süren festival, ülkenin farklı eski şehirleri olan Terjit,Ouadane, Chinguetti, Qualata şehirlerinde sırasıyla yapılıyor. Bu yıl sıra, Quadane’de olduğundan erkenden yola çıktım. Otobüs varmış ama bir önceki gün deneyiminden sonra  hiç düşünmedim. Taksi ile Atar-Chinguetti yol ayrımına kadar geldim. Festival nedeni ile polis kontrol noktası vardı. Yine Festival nedeni ile sürekli geçen jeeplerden birine bindim.

Atar’dan 70 km uzaklıktaki yol ayrımına bir buçuk saatte vardık. Toprak yolun her iki tarafı çöldu. Yollar çok tozluydu. Ama Zarga dağları ve uçurum manzaraları çok güzeldi. İsterseniz 

kaya resimlerinin bulunduğu kayalıkları da görebilirsiniz. Benim görme şansım olmadı.

Yol ayrımından 10 km daha devam ederseniz Chinguetti,’ye varıyorsunuz.

Biz yol ayrimindan sola 80 km yi  bir saat kırk beş dakika devam ederek Festival şehri Oudane’ye vardık.

 

OUADANE(Vadan)

 

UNESCO’ nun listesinde 

Ouadane, 11. yüzyıldan kalma antik bir kervan şehri. Eski şehrin yukarısında kum taşından yapılmış yeni evler yapılarak gelişmiş.

Bu çöl kasabasında 

 

1-Cami: Kalın sütunlu bu camii, çok ilginçti. Kare formunda ki minaresi  vardı. Üst tarafa çıktığınızda evlerin üzerine serilen ince taşlardan akan suların  teneke oluklarla tahliye edildiğini görebilirsiniz .

Hemen camiden aşağı doğru yürüdüğünüzde 

 

2 - Eski şehir: Araları çamurla birleştirilmiş taş yapılar. zamanında 10.000 kişinin yasadığı  800 yıldır ayakta kalabilmiş .Bu  harabeleri çok beğendim. Ben bir grupla rehber eşliğinde gezerek tekrar yukarı çıktık .Kırk İmam yolu, şeyhin türbesini gördük. Çölde çok derin kuyu açmışlar. Saldırı sırasında kadın ve çocukları koruma altına almayı bilmişler. Hele taşları üst üste dizerek oluşturdukları  sütunlu cami, çok ilginçti.

 

3-Eski kütüphane: Camiye yakın. Ben gittiğimde kapalıydı. Görevli gelip kapıyı açtı. Arapça yazılmış bu 700 yıllık kitaplar çok değerli ama bir koruma yapılmadan öylesine rafa dizilmişti. Yine görevli 300 yıllık astronomi haritasını gösterdi. Sonunda para istemeyi de unutmadı.

Burada ziyaret ettiğim ilk okulda resmen sakallı dede olan müdür bey, sınıfın fotosunu çekmek isteriğimde  sınıfın en arkasından öğrencilerin arkasından çekebileceğimi söyleyerek bizzat gösterdi.  Birkaç kız öğrenci yüzlerini bana dönüp özgürlük işareti yapınca müdür çok sinirlenerek bağırdı. Okuldan çok medreseye benziyor. Sadece küçük sınıflardan birinde birkaç küçük kız çocuğunun başı açıktı.

Buradan araç ile 20 km uzaklıkta

 

4-Oasis Eye (Richat Structure-Guelb El Richat (ters) Çevresi 40 km olan  bu kratere Afrika'nın gözü de deniliyor.

 

Bu jeolojik oluşum, uydu görüntülerinden görülüyor.

Festival zamanı herkes çok yoğun olduğundan ve ”Şu anda orada görülecek bir şey yok denildiğinden” buraya gitmedim.

  Bu yerleşimde diğer şehirlerden gelenlerden dolayı her yer doluydu. Bazı yolların her iki tarafında kurulan çadırlarda insanlar hem satış yapıp hem de  kalıyorlardı. Ben de böyle bir çadırda kaldım. Keyifliydi .

Ertesi sabah polis, festivale tüm girişleri liderlerinin güvenliği nedeni ile kapatmıştı. Yukarıda uçak uçuyordu. Gelişmemiş ülkelerde bu gövde gösterisi hep olur. Ben Avrupa'da  katıldığım ödül töreninde Belediye reisi halk gibi gelmesine ve davranmasına çok şaşırmıştım.

 

Devlet başkanını ve misafirlerini, halk dışarda iki saat bekledi. Ben sinir oldum.En sonunda festival alanının. Çevresinden halk liderlerine baktığını görünce oradan ”Liderim” diye sürekli bağırdım. Beni duydu ve baktı.” Sizinle konuşmak istiyorum “ dediğimde duymamazlıga verdi. Beyefendiler   gittikten sonra halk festival alanına girebildi. Beklediğime hiç değmedi. Bir çadırda yerel yemekler ikram ediyorlardı. Diğer çadırlar da genelde yöreye ait  satılık bir şeyler vardı. Ben biraz gezdikten sonra hızla CHİNGUETTİ yoluna çıktım. Epey yürüdükten sonra  yol yine araç trafiğine kapanmıştı. Yine başkan ve misafirleri yola yakın yerde duraklamışlardı. Müzik eşliğinde eğlenceye devam ediyorlardı.

O nedenle bu çöl festivaline asla ilk gün katılmayınız.

Uzun süre yolda bekledikten sonra çölü aşarak yan yoldan gelen bir araca bindim. Yola ayrımına  yakın yerde lastik patladı. Kaç araç durup yardım etmek istediyse olmadı. Ben tekrar arkadan gelen Chinguetti’ye giden bir araca bindim. Sanırım çok geciktiğimden bu

 Akşam Chinguetti’de kalmak zorundayım.

 

   CHİNGUETTİ(Şingit)  ANTİK KENTİ 

(Çölün Kültür Merkezi)

Zamanında burada yaşayanlar, kitaplarda yazılanları bölüm bölüm ezberlediklerinden ,ülkeye 

1000 şairli ülke denirmiş. Günümüzde bu eski kitaplarda yazılanları, İsrailliler, dijital ortama aktarıyorlarmış. caminin ilerisinde İsrail bayrağı asiliymiş ama ben fark etmedim

 

Adrar Yaylası’nda yer alan   ve Sahra Çölü çevresindeki bazı ticaret yollarının merkezi olarak 13. yüzyılda  kervan kenti olarak kurulmuş Moritanya’nın en eski şehirlerinden biridir ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndedir.

 

Bölge Müslümanları için kutsal kervan şehri ve Mağribi halkının antik kalesidir. Eski zamanlarda sahrada birçok bilginin birçok farklı konuda eğitim verdiği en ünlü kültür ve dini merkezlerden biriymiş.

-Şehrin eski ve yeni bölümleri var .

Eski Chinguetti’nin dar sokakları ve eski evlerinin arasında dolaşırken sizi ısrarla yerel el işi ürünleri ve el sanatları satan küçük dükkan sahipleri ile karşılaşacaksınız. Burada yine baştan aşağı kapalı iki öğrencinin fotosunu çekmek istediğimde önce arkalarını döndüler. Sonra yüzlerini de kapatarak poz verdiler.En sonunda kendi istekleri ile yüzleri açık poz verdiler.

 

- Yatay taşlarının üst üste dizilmesiyle yapılmış eski evleri ve ahşap kapıları  ile

Ortaçağ İslam medeniyetini yansıtıyor. Aralarda toprağı oyarak taşlarla mandala oynayan kadınları gordüm. Buralari gezerken kendimi farklı bir gezegende his ettim.

 

1-Kasabada,Orta Çağ’dan kalan el yazmalarıyla dolu  12 tane antik tarihi kütüphaneden sadece  Habot, Ahmed Mahmoud  el mantarve Ehel Hamani kütüphaneleri açık. İlk girdiğim Habot kütüphanesinde ki görevli, özenle eline geçirdiği beyaz eldivenle eski bir kitaptan bana sayfalar gösterdi. Bu, bahşiş istemek anlamına geliyor. Normalinde fotokopi çekilip, her seferinde el sürülmesi gerekiyor.

Ahmed Mahmoud kütüphanesinin yan yatmış görevlisi beni yalnız görünce benden 200 U istedi. Aslında çok değerli olan bu kitaplar sanırım bölgede nem olmadığından doğal olarak korunmuş. 

 

 2-eski cami ve minaresi: 800 yillik  bu caminin içi tamamen çöl  kumu ile dolu. Geniş sütunları ile çok farklı. Cemaat Maliki mezhebinden olduğundan kadınlar caminin dışında  kum üzerinde namaz kılıyorlar. Ancak çaminin içinde kimse yoksa kadınlar içeri girebiliyor. Hemen yanında 

 

İslam dünyasında hâlâ kullanılan en eski ikinci minaresi bulunuyor.

 

ANI: Hemen minare ve camiyi gören cafe manzara için benden150 U istedi .Sonra anlaştık.  

Bu cafeden gün doğumu ve batımı çok güzel görünüyor.

 

Buradan Atar's geri dönünüz.



Demir Yolu Treni :3 km'ye yaklaşan uzunluğu ile dünyanın en Uzun Yük Treni.

Zouérat ile Nouadhibou arasında çalışır.

Zouerat-Nouadhubi 

800 km,16 saat sürüyor.

 Macera arıyorsanız bu tren ile  vagonlardaki yüklerin üzerinde  Sahra çölünü aşarak gidiyorsunuz.

 

Eğer Atar'daysanız  Choum’a gitmeniz yeterli. Zouerat’tan gelen tren burada da durup yolcu alıyor.

 

CHOUM

Bu yerleşim de tipik çöl kasabası. Ana yol üstünde dolu alışveriş, restoran vb. var. Evlerinin  girişinde geniş oturma salonu var. Üç tarafına oturma minderleri ve dayanılan kırlentler var. Buraya sadece yük trenine binmek için geldim.

 

Atar- Choum(120 km)-Zouérat(60 km, Altın madenleri ile ünlü)

 

ANI: Ben bu tren ile çölü aşan Türk gençlerin videosunu izlemiştim. Boş bir vagonda kaçak yolculuk yaptılar. ana uygun olmadığını düşünmüştüm tama Atar'a gelince kapalı vagonda yolcuların bilet alarak(300U) gittiklerini öğrenince  gitmek istedim. O nedenle önce Chinguetti, başlangıç yolunun hemen yan tarafında Choum’a gitmek için araç beklemeye başladım. Aslında dıştan çok düzgün görünen büyük otobüs geçti ama beni el etmeme rağmen almadı. Sanırım şehir içinden binmem gerekiyordu.

 Ben, ücretli bir özel araç ile gittim. Çölden geçen yol asfaltı ama çok kıvrılarak gidiyordu.

Choum’a vardığımda bir türlü tam kalkış saatini ogrenemdigim16-18 arası), trenin 20 de geleceği söylendi. Oradakilerde koltuklu vagona bilet ile binebileceğimi teyit ettiler. Trenin yanına son anda geldiğimde görevliye koltuklu vagonda oturmak istediğimi söylediğimde, olmadığını söyleyerek beni vagonun üstüne çıkmamı söyledi. Ben hala vagonun içinde koltuk olduğunu açık havada gideceğimi sandım. Yukarı çıkar çıkmaz tren hareket etti. Trende ki yükün karanlıkta toprak olduğunu düşündüm. Yanımda beni soğuktan koruyacak bir şey yoktu. Melersem tüm vagonlar  limandan başka ülkelere ihraç edilmek üzere demir tozları ile tepeleme doluymuş. Yanımda ki aile halime acıyıp bir battaniye verdiler ama o kadar rüzgarlıydı ki soğuktan kendimi korumam mümkün değildi .Bana, oğul birde kor halindeki mangalı Demir tozları üzerine koyarak akşam yemeklerini pişirdiler. Karanlıkta elleri ile döke saça yedilet. Tüm gece uyuyamadım ve soğuktan dondum. çok kötü üşüttüm. Hayatımda böyle kötü bir yolculuk geçirmedim. Kendime çok kızdım.

Aslında sonradan tam olarak öğrendim. Böyle biletli vagon, katarın en sonunda varmış. Sanırım görevli oraya kadar gidecek zaman olmadığından bu yalanı attı.

 Aslında yıldızların altında ,çölden geçerek seyahat etmek sıra dışı bir deneyim. Ama sabah hava ışıdığında bütün giysilerim, çantamın, ve kendimin simsiyah demir tozu ile bulandığımı gördüm. Tren şehre 7km.kalayerde duruyor. Taksiler bekliyorlar.

Nouadhibu’ya gelir gelmez markette benim Türk olduğumu ve Kütahya'da okuyan kız ısrarla beni evinde misafir etmek  istediğini söyledi.  Bu kız, Türkiye’de okuyan, bunun değerini bilen rastladığım tek Afrikalı oldu. Beni misafir edecek kişi de gelmişti ama kızım ısrarına dayanamadık. Bu Müslüman ülkelerden gele nler ,dindar iş insanlarından toplanan paralarla kolay bir sınavı atlayıp neredeyse bedavadan Türkiye ‘de eğitim alıyorlar. Ama kızın bu vefalı davranışını çok taktir ettim. Gördüğüm en temiz evdi. Babaları ölmüştü. Annesi öğretmendi. Gittiğimde zaten bitik durumdaydım. Benimle çok ilgilendiler. Biraz toparladım ama hasta olmuştum.

En az iki saat her şeyimi yıkadım. Ağzı kapalı şu şişesinin içine bile ince demir tozları girmişti. O nedenle kesinlikle  bu 

treni denemek istiyorsanız yüklerin üzerinde gelmeyin. Kapalı vagon olduğunu kesin öğrenip deneyiniz. Veya sanırım tersine yolculukta boş olan vagonlarla yolculuk yapınız.

 

NOUADHİBU

-Bu şehirde Kübalilarin kurduğu hasta hane de var.

 

 Yaklaşık 180 bin

 bin kişinin yaşadığı bu şehir, Moritanya ile Batı Sahra arasındaki sınıra çok yakın .

Okyanus kenarında ki Moritanya’daki ikinci büyük şehir ve ülkenin en büyük ticaret merkezi.

Buradaki evlerde de odanın üç tarafında kalın ve simli kumaşlarla karıştırılarak kaplanmış yataklar ve aynı kumaşlardan kırlentler var. Daha kullanışlılar.

 

Deniz kenarında olmasına rağmen şehir içinde deniz kıyısı liman tarafından kapatılmış gezilecek, görecek bir yer yok. Gelmeye değer bir şehir değil.

 

Şehir merkezinde Sahibi Türk olan “İstanbul Market” var. Türkiye’den getirdiği ürünleri üzerine yaptığı harcamalarımda ekleyerek  biraz daha daha  pahalı satıyor.

Ben, burada çalışan Mehmet ve Hakkı bey ile şehrin içinde ki normalde girişi olmayan limana gittik. Sanki Türkiye gibi . Çalışanların çoğu Türk’tü.

 

 

Ama yine şans yanımdaydı. İstanbul markette Türk balıkçılarla karşılaştım.

Burada da Çin, İspanya ve Türkiye'den gelen şirketler  balık avlıyorlarmış. Yenmeyecek  balıkları balık yem fabrikasına işlemek için veriyorlar. iyi balıkları ise farklı ülkelere ihraç ediyorlarmış.

Burada Türklerin 13 tane balık avlamak için  tekneler var.

Türklerin Akdeniz  balık fabrikası  da yenmeyecek balıklardan  un ve yağ elde etmek için fabrikalara gönderiyor. Yenecek balıkları ise şoklayarak farklı ülkelere ihraç ediyor.

Türklerin Gümüşdogan  fabrikası ise Akdeniz fabrikasından aldığı yenmeyecek balıklardan  balık unu yapıyor.

Çok ilgilendiler. Hemen teknede Türk kahvaltısı ikram ettiler. Sohbet ettik. Özellikle Mardinli Mehmet beni çok güldürdü. Türkçe bilen elemanı ile şehre 5-6 km uzakta  önce deniz kıyısına gittik. Deniz hiç güzel değildi. Sonra yakında ki  deniz kıyısında ki “Kabano” bölgesine gittik. Sıcak havalarda erkekker yüzmeye geliyormuş. Bu çevrede güzel oteller vardı.

 

ANi:

Dönüşte beni hasta haneye bırakmasını rica ettim. Sol tarafın üşüttüğümden böbreklerimde sıkıntı olduğunu düşündüm. Sansın bu kadarı olur. Bayan doktora durumumu anlayınca bana “Türk müsün ?” diye sordu. Gayet güzel Türkçe konuşuyordu. Türk dizilerden öğrenmiş. Bizzat benle ilgilendi. Serum.bağladılar. İlaçlarımı aldım. Umarım yakın zamanda iyileşirim.

 

Nouadhibu-Nouakchott(480 km,7 saat)

 

Uçak,dolmuş 500 U, paylaşımlı taksi, eğer sadece kendinize taksi ile gitmek isterseniz 5000 U. Merkezden sürekli kalkan  dolmuş var. Bu dolmuşlar şehrin çıkışında  benzinlikte de duruyorlar. Ben buradan jeep bulamayınca mecbur dolmuşa bindim.

Akşam 6 da da gece dolmuşu var.

 

Eğer Nouakchott’tan gelmek isterseniz;

Nuakşot-CourfourSabah(sabah kavşağindan) otobüs kalkiyor.7:30,15 gibi

 

 OUALATA (Valata)

Nouakchott-Oulata(1.230 km,18 saat)

Nouakchoot’ta Carefour Nancy otobüs terminalinden otobüs kalkıyor.

Moritanya’nın tarihi ve kültürel başkentlerinden biridir. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde olan  bu tarihi kasaba, eşsiz mimarisiyle tanınır. Kumtaşından yapılmış eski evler ve dar sokaklar, Ortaçağ’dan kalma bir atmosfer sunar. 

DİGER GEZEBİLECEĞİNİZ YERLER

 

Tichitt ve Medul Mağaraları:

 

Moritanya’nın iç kesimlerinde yer alan Tichitt ve Medul Mağaraları, tarih öncesi döneme ait kayalara oyulmuş yerleşimlerdir. Bu mağaralarda bulunan duvar resimleri ve antik yapılar, Moritanya’nın eski uygarlıklarının izlerini taşır. 

Lager Mağaraları:

 

Lager Mağaraları, Moritanya’nın güneybatısında bulunan doğal bir antik yerleşimdir. Mağaralarda bulunan duvar resimleri ve petroglifler, eski çağlardan kalma sanat eserleridir. 

 

Choum Kaşifler Mağarası:

 

Choum Kaşifler Mağarası, Moritanya’nın kuzeyinde yer alan doğal bir mağaradır. Mağara, içinde bulunan antik yazıtlar ve duvar resimleriyle dikkat çeker. 

Bu tarihi eserlerin çoğu, Moritanya’nın çeşitli bölgelerinde bulunur ve genellikle rehber eşliğinde ziyaret edilmesi önerilir.

 

 KSAR EL BARKA

 

Moritanya’nın güneyinde bulunan Ksar El Barka, tarihi ve kültürel mirasıyla dikkat çeker. Kumtaşından yapılmış eski evler, geleneksel el sanatları ve yerel pazarlarını görebilirsiniz.

 

KAEDİ  

Nuakşot---kaedi(412 km.6 saat)

 

Senegal sınırına deniz tarafından değil de içaraftan  yakın.

 

Güney Moritanya’daki Gorgol Bölgesi’nin en büyük şehri ve idari merkezi olarak bilinen Kaedi şehri, ülkenin başkenti Nouakchott’dan yaklaşık 435 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Kahverengi ve düz çatılı binalarla çevrili olan şehirde, 1989 yılında inşa edilen ilginç mimarisiyle ödüle layık görülen Kaédi Bölge Hastanesi (Kaédi Regional Hospital) de bulunuyor. Hastane arı kovanını andıran kubbeli mimarisiyle dikkat çekiyor.

 

 Banc d’Arguin Milli Parkı – Kuş Gözlemciliği ve Deniz Yaşamı.

Richat Yapısı Eşsiz coğrafi form, göz alıcı manzara.

 

Atlas Okyanusu,Batı sahilinde yer alan bu milli park, dünyanın en büyük göçmen kuş kolonilerinden birine ev sahipliği yapar. Flamingolar, pelikanlar ve birçok kuş türü yanı sıra deniz kaplumbağaları da burada yaşar; ayrıca Imraguen topluluğunun geleneksel balıkçılık eserlerini de görme fırsatı bulabilirsin.

 Diawling Parkı Sulak alan, kuş ve vahşi yaşam

 

Cap Blanc Deniz Foku Rezervi

 

 Az sayıda kalan deniz foku popülasyonu

Mediterranean monk seal (Akdeniz fokunun tehlikedeki türü) için koruma alanı olan bu sahil, tükenmekte olan bu deniz memelilerini görebileceğin ender yerlerdendir.

 

Diawling Milli Parkı – Kuş Cenneti ve Ekosistem

 

Senegal Deltası yakınlarında yer alan bu sulak alan, yürüyüş, kuş gözlemciliği ve huzurlu manzaralar sunar. Pelikanlar, fuarlar ve timsahlar görülebilir.

—----

Nouakchott- Rosso garaji 10 km.

Nouakchott-ana yoldan  belediye otobüsü ile önce Arèts’e gittim. Hemen indigim.yerden yine diğer bir belediye otobüsü ile Rossa garajına gidiliyor. Ben garajda(PK7) değil de çok bekleyeceğini düşünerek en son otobüs durağında inerek geçen araçlarla ücret ödeyerek Rosso'ya gittim.Rosdo’ya yaklaşınca çöl ağaçlarla  yeşillendi.

 

ROSSO (Senegal sınırı) 214 km.

Bu köyde birçok para bozdurulan yer vardı.Ben 2500 Ugiye’mi  (50 Dolardan biraz fazla)en düzgün gördüğüm Aziz ofise34.350 CFA olarak bozdurdum.

20 Ugiye’ye ilçinde et+ soğan sandviçimin yanına iki dilim karpuz alarak karnımı doyurdum. Burada sizi gören Senegalli gençler, sim kart satmak istiyorlar. Zaten turisti gören gençler para almak için hemen peşlerine takiliyor .Tam bir buçuk saat görevlinin gelip pasaportuma damga vurmasını bekleyince patladım. Görevli namazını kılıp, yemek yiyecekmiş. Müdüre gidip söylendim. Oradakilere de  “ Siz sürekli namaz kılıp, devrilip yatarsanız, memleketimiz asla gelişmez”  demeden de duramadım..biraz sonra görevli geldi.Ya birisi söylediklerimi iletti veya rüşvet istediğinden pasaportumda Moritanya vizesi yok diye sert bir şekilde ”olmaz” deyip pasaportumu kenara atti.Ne kadar ”Pasaportum özel. Moritanya için vizeye ihtiyacım yok “ desende suratıma bakmadı. Rastalí bir gence durumumu tekrar anlattım da ancak damgayı vurdu.

 

İki ülke arasında ki nehri araçlarında bindiği feribot ücretsiz ama bekliyor. Ben de ücretli küçük kayıkla karşıya  geçerek nehrin karşí yakasında ki  Senegal -Rosso’ ya vardım.

 

Taksi ile  yerleşime yarım saat uzaklıkta ki garaja giderken ben yine Saint Louise yolu üzerinde inerek geçen araçlara ücret ödeyerek Saint Louise’ye aktarma yaparak  gittim .

Bu ülke de Müslüman olmasına rağmen  daracık pantolon veya boydan düz  elbise giymiş başları öylesine kapatılmış veya açık bayanlar hemen dikkatini çekti.

Hatta yol üstünde araç beklerken erkeklerin yanında üstü tamamen çıplak kadın gördüm. Çok rahat üzerini değişti.Bu kadarı da fazlaydı. Yine bindiğim araçtaki başları açık kızın tiktok görüntülerine şaştım.

 

Rosso,Gambiya-Saint Louise(100km,2 saat)

 Senagal sınırına  girer girmez çevre daha da kirli göründü. Yol boyu çöp yığınları vardı. Ama yolun her iki yanında ki çöl, ağaçlar ve sazlıklar sayesinde daha yeşildi. Çöllerde gezmekten yeşili unutmuşum. İçim açıldı.


 Senegal’de görüşmek üzere…


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder